Bir Neslin Ağabeyi ADİL ERDEM BAYAZIT

Doğumundan vefatına kadar, altmış dokuz senelik hayatıyla, sadece edebiyat çevrelerinin değil, derdiyle dertlenebilen tüm insanların gönlünde taht kurmayı başarmış, ülkesine dair tüm iç sızıların sese dönüşümünü sağlamış bir gönül adamı… 
O, kendisinden sonraki nesillerin kalemlerindeki mürekkepleri, gönlündeki ırmağı ince ince akıtarak ince ince doldurdu. Şairin dediği gibi:

Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm,
Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.

Hayatında ölümsüzlüğü tadanlardandı. Şimdi şehadet şerbetini içenlerden oldu. Artık ona ne yapsın ölüm?

ÖLÜMSÜZLÜĞÜN PEŞİNDE
Şiir esintisindeki bu hayat, takvim yaprakları 1939 senesinin 18 Aralık gününü gösterdiğinde, birçok önemli şahsiyete ev sahipliği yaparak, “şairler kenti” olarak anılmakla şereflenmiş Kahramanmaraş’ta başladı.
Maraş’ın soylu ailelerinden olan Bayazıtlıların konağında yetişen Erdem, babası Ökkeş Tahsin Efendi ve annesi Şerif Hanım’ın, ikinci çocuk ve ilk oğulları olarak dünyaya gözlerini açtı. Son nefesine kadar taşıyacağı iki değerli hazine olan isimleri -Adil ve Erdem- kulağına bu konakta, bir sabah ezanı ılıklığında okundu. 
İlkokulunu, e2vlerinden bir hayli uzakta olan İstiklâl İlkokulunda okuyan Adil Erdem’e, okul yolunun kenarında satılan kitaplar arkadaşlık yapmış, böylece bir serüveninin kapısı aralanmıştı. Küçük yaşlardan itibaren kendisini sürekli bir araştırma ve okuma büyüsünün içinde bulan Erdem Bayazıt, gönül dünyasını kâğıtlara karalayarak yavaş yavaş eksik kalan yönünü tamamlamaya başladı. “Şiire, okuduğumu anlar duruma geldiğim çağlarda başladım.” diyen Bayazıt, şiir yazmaya ilkokul ikinci sınıfta, daha çocuk denebilecek yaşta başladı. 

İLK KEŞİF
Onun şair ruhlu bir insan olduğunun farkına varan ilk kişi, öğretmeni oldu. 
Bayazıt, “Toprak ve İnsan” adlı bir şiirinin hocanın dikkatini çektiğini hatırlıyor ve:
 ''Beni öğretmenler odasına çağırmış, ‘Bu yaşta ölümü nasıl olur da böyle düşünebiliyorsun?’ diyerek hayret etmişti.’’ diyor.


EBEDİ DOSTLUĞA AÇILAN KAPI
1953 senesinde ortaokuldan mezun olan Erdem, Kahramanmaraş Lisesinde eğitimini devam ettirmeye başladı. Sessiz koridorlarında, seneler sonra parmakla gösterilecek bir avuç genci habersizce barındıran Kahramanmaraş Lisesi, ebedi bir dostluğa da kapısını açtı. Böylece Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören, Akif İnan ve Nuri Pakdil aynı sıraları paylaşmış oldu. 
Kendisini, edebiyata ilgi duyan böylesi bir grubun içinde bulan Bayazıt, artık gece vakitleri Maraş sokaklarında gür sesiyle bağıra bağıra şiir okuyacak kadar sevinçli ve heyecanlıydı.
Kendi aralarında sanattan, edebiyattan ve memleket meselelerinden konuşan, Maraş’ta bulunmayan dönemin edebiyat dergilerini mektupla isteyen bu arkadaş grubu, sağlam temellerle oluşturulmuş dostluklarını ömür boyu sürdürdü. “Pazar Postası” adlı dergi ile Sezai Karakoç’tan, “Büyük Doğu” dergisi ile de Necip Fazıl Kısakürek’ten etkilendiler. 
İlerleyen zamanlarda her ikisiyle de tanışma fırsatı bulan Bayazıt, fikriyatının oluşmasında en büyük payı Necip Fazıl’dan, estetik zevkini Nuri Pakdil'den aldığını, düşüncelerinin biçimlenmesi ve olgunlaşmasını ise Sezai Karakoç'a borçlu olduğunu dile getirdi.


HAFIZALARA KAZINAN İDAM
Şairin, mısralarında sık sık ölüm teması işlenir. Bunun temelleri ise talebelik yıllarına dayanır.
Erdem Bayazıt, lise yıllarındadır. Çoban Ali isimli bir kişinin, şehir meydanında idam edilmesine şahit olur. Bu olayın ardından ölümü, hayatı, insanları ve insanlığı daha derin sorgulamaya başlar. 
“Boşluklu Yaşamak” adlı şiirinde bu olayı mısralarına döker. İdam edilecek kişiyi izlemek için meydanda toplanan ve bu trajediye bomboş gözlerle bakan insanların duygu ve davranışlarını anlatmıştır şiirinde. Şair, bundan sonraki şiirlerinin çoğunda da ölümün soğuk nefesini hissettirecektir okuyucularına: 
Ayaklar boşlukta, üç ayaklı terazi sallanıyor
Kalabalık simit yiyor, sigara içiyor 
Siz hiç gördünüz mü mosmor, uzun ıslak paçaları korkak idamlığı 
İnsanlar gördü 
Ayaklarına kara kan oturmuş 
Ben çorap sandım diyor biri


ŞİİR AVCISI
Edebiyata olan bağlılığı, araştırmacı yönü ve şiire olan sevdası, arkadaşlarının arasında “Şiir Avcısı” olarak anılmasına yol açtı. Bayazıt, bir şeye kızdığında bile, karşısındakine daima şiirle cevap verecek kadar sanatına âşık bir şairdi. Böylece, insan odaklı bir hayat sürdüğü, edebi kişiliğinde kendisini belli ediyordu. 

HAYATA ATILIŞ
Güzel ve bir o kadar da hızlı geçen lise yıllarının ardından, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladı. Tahsiline iki yıl kadar burada devam etti. Fakat geçim sıkıntısı nedeniyle kaydını 1961 yılında devam mecburiyeti olmayan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine aldırdı. 
Bayazıt, 1963 senesinde yükseköğrenimine ara vererek askere gitti. Vatani görevini Burdur iline bağlı Çuvallı, Yeşilova köyünde yedek subay öğretmen olarak yapan şair, buradan döndüğünde hayatındaki önemli kararlardan birini daha verdi. Bu karar, Hukuk Fakültesinde başladığı tahsil hayatına, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde devam etmekti.  

TAHTA SIRALARDAN ÖĞRETMEN MASASINA
1971 yılında Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Erdem, memuriyet hayatına atıldı. Kader, çocukluk yıllarında koridorlarında koşuşturduğu, arkadaşlarıyla bahçesinde şiir sohbetleri yaptıkları okuluna bu sefer öğretmen olarak kavuşturdu onu. 
Mezun olduğu Kahramanmaraş Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak göreve başlayan şair, öğretmenliği çok sevdiği halde, özel durumlar ve istekler sonucunda Kahramanmaraş İl Halk Kütüphanesinin müdürlük görevini yürütmeye başladı. 
İçinde, çocuklara karşı büyük bir sevgi besliyordu. Öğrencileriyle öylesine iyi anlaşıyordu ki, Maraş sokaklarında onun öğrencileriyle olan gönül bağı ve sıra dışı ilişkisi konuşulur oldu. Özellikle kütüphane bahçesinde yaptığı edebiyat sohbetleri, döneminde büyük yankı uyandırdı.


MEMURLUK VAZİFELERİ
Daha sonra Ankara’ya gelerek Millî Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Basım Bürosu, Ankara Milli Kütüphanede Süreli Yayınlar Şube Müdür Yardımcılığı, İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarının kuruluşu sırasında genel sekreterlik gibi önemli görevlerde bulundu. Sanayi ve Ticaret Bakanlığındaki -görevine istifa etmek suretiyle- memurluk hayatına ara verdi.

DERGİLERE ADANAN ÖMÜRLER
Memurluk hayatına ara veren Bayazıt ve arkadaşları, Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu”su, Sezai Karakoç’un “Diriliş”i ile başlayan dergi sevdalarını, bu sefer kendi emekleriyle somutlaştırarak Nuri Pakdil'in öncülüğünde “Edebiyat” dergisini yayımladılar. Bu dergi, biçim ve içerik yönünden ilk olduğu için edebiyat çevrelerince ilgiyle karşılandı. Yayınlandığı tarihten sonra bir anlamda ekol ve mektep görevi gördü. 
İlk şiir kitabı olan “Sebeb Ey”, 1972 yılında Edebiyat Yayınları ile hayat buldu. Fakat bu ilk dergi, tecrübe olarak kaldı, sürekli yayımlanamadı.
Takvim yaprakları 1976 senesi gösterdiğinde; Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu, M. Akif İnan, Nazif Gürdoğan ve Hasan Seyithanoğlu istişare ederek ortak bir dergi çıkarmaya karar verdiler. Bu dergi, Rasim Özdenören’in isim babası olduğu ve onun yazdığı bir manifestoyla yayın hayatına giren “Mavera” dergisiydi. 
Bayazıt, bu derginin yazı işleri müdürü oldu. Dergiyle birlikte “Akabe” ismiyle de bir yayınevi kuruldu ve hızlı bir biçimde yayın faaliyetine girildi. “Mavera”, ismine lâyık bir şekilde değerlerimize hizmet etmiş, tam bir dava dergisiydi. Böylece “Mavera”, dergicilik dünyasında önemli bir yer tutarak gönüllerde taht kurmayı başardı.
Aralık 1976’da ilk sayını çıkaran derginin son sayısı ise Haziran 1990’da çıktı.

İPEK YOLUNDAN AFGANİSTAN’A
Erdem Bayazıt, ömrünü memleketine ve Müslüman coğrafyalara adayan koca yürekli bir insandı. Erdem, Ajans 1400 adlı bir firmanın ekibiyle beraber, 1981 yılı Temmuz ayında, Afganistan başta olmak üzere; Pakistan, Hindistan ve İran’ı kapsayacak iki aylık bir gezintiye çıktı. Bir savaş muhabiri gibi cephelere gidip Rus emperyalizmine karşı savaşan mücahitlerle ve liderleriyle görüşmeler yaptı. Yanı başımızdaki Afganistan sancısını içimize taşıdı. O coğrafyalarda neler olup bittiğini görüp kaydetmek ve insanlığın gözleri önünde bu yaralara pansuman yapmak, derde çare bulmak istiyordu. 
Dönüşünde bu intibalarını önce “Mavera” dergisi “Yeni Devir” gazetesinde yayımladı. Daha sonra da “İpek Yolundan Afganistan'a” isimli bir kitap çıkardı. Bayazıt, bu eseriyle 1983 yılı Türkiye Yazarlar Birliği Basın Ödülü’nü kazandı.


MEMLEKET SEVDASINDAN MİLLETVEKİLLİĞİNE
1984 yılında Akabe Yayınları’nın İstanbul’a taşınmasıyla, kısa süreli de olsa memuriyet hayatına geri dönen şair, memleketine olan sevdası uğruna memuriyeti tekrar bırakarak 1987 yılı seçimlerinde, Anavatan Partisi’nin Kahramanmaraş milletvekili adayı oldu ve bu seçimden zaferle çıktı. Böylece Erdem Bayazıt, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18. dönem çalışmalarında, Millî Eğitim ve Çevre komisyonlarında görev aldı.
1987 yılında, “Risaleler” adlı ikinci şiir kitabını yayımladı. Bu eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Şiir Ödülü’nü kazanan Bayazıt, 1991 seçimlerinde adaylığını koymayarak İstanbul’a yerleşti. 
Şair, iki şiir kitabının ardından 1992 yılında “Şiirler” adı altında üçüncü kitabını yayımladı. Ayrıca şairin şiirlerinin tamamına yakını; “Açı”, “Hamle”, “Çıkış”, “Yeni İstiklal”, “Büyük Doğu”, “Diriliş”, “Yedi İklim” ve “Hece” dergilerinde yayımlandı. 
İlk eşinin vefatı üzerine ikinci bir evlilik gerçekleştiren şair, dört çocuk babasıdır.
Uzun süre kanser tedavisi gören Bayazıt’ın bedeni, bu mücadeleye daha fazla dayanamadı. Ve böylece, bir edebiyat kuşağının ağabeyi, 5 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul'da aramızdan ayrılarak ebedi sonsuzluğa doğru yola çıktı. 
Artık ona ne yapsın ölüm? 
Mekânı cennet olsun.

 

Takip et

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • Beyaz Instagram Simge
  • LinkedIn - Beyaz Çember

Ziyaretçi Sayısı