Türk Şiirinin “Zarif” Ağabeyi ABDURRAHMAN CAHİT ZARİFOĞLU
Genç yaşında, sanatının zirvesindeyken mutlak hakikat olan ölümü kabullenmiş; davası ve idealleri uğruna savaşmayı göze almıştı. Onunki, çoğu kesim tarafından tıpkı bir bulmacanın sona bırakılmış ve çözülmesi en zor bölümü olarak görülen, yalnızlığının kıyısında, sadece kitap ve kalemlere değil, tüm insanlığın gönlüne ilmik ilmik dokunan kırk yedi senelik bir hayatın hikâyesi…
KIRLARDA ÇİÇEKLER ARTIK BENSİZ AÇACAK

Roman tadındaki hayat; Kafkasya’daki bir ailenin, üç yüz sene öncesinde, şairler kenti olan Maraş’a göç etmesiyle başlamıştı. 

 

Sözü geçen bu sülaleden gelen, Zarifzadelerin aile reisi olan Niyazi Zarifoğlu, Maraş’ın nüfuzlu ailelerinden, Evliyazadelerin kızı Şerife Hanım’ı kendisine eş olarak nikâhı altına aldı. Bu evlilik Niyazi Bey’in ne ilk ne de son evliliği olacaktı. Cahit’ten yalnızca bir buçuk yaş büyük -ileride babasının başka bir kadınla evlenmesiyle kardeşine babalık da edecek olan- ağabeyi Sait, nam-ı diğer “Sait Baba”, 1938 yılında bu kentte dünyaya geldi. Niyazi Bey’in memurluğu dolayısıyla burada daha fazla duramayan aile, daha sonra Ankara ya geçti. Başkentimiz, 1940 senesinde Türk edebiyatının en zarif yürekli şairinin doğumuna şahitlik etti. Babasının mesleği icabı, kendisini göçebe bir hayat benimseyen Zarifoğlu, ilkokulu Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, liseyi ise Maraş’ta tamamlayarak daha sonra Eskişehir’de uçuş okuluna gitti ve 1972 yılında İstanbul’da üniversiteyi bitirdi. 

Kader, lise yıllarında Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Mehmet Akif İnan ve Cahit Zarifoğlu’nu bir araya getirerek ebedi bir dostluğa kapı açtı. Böylece Maraş’ın şairler kenti olarak anılması, bu güzel adamların hikâyesiyle devam etti. 

Edebiyat dünyasının içine, lise yıllarında şiir ve kompozisyon yazarak adım atan Zarifoğlu, maddi sıkıntılardan dolayı, okurken çalışmak zorunda kalarak muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştı. Bu sebeple tahsili senelerin kaybına uğradığı ilk yıllarında, Maraş’ta başlattığı edebiyat çalışmalarını aralıksız sürdürdü ve 1960’da “İnkilap” gazetesini, 1962’de “Açı’’ dergisini çıkardı. 1973 yılında Sarıkamış'ta vatani hizmetine başlayarak 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtı’na katıldı ve 1975’te terhis oldu.

Sezai Karakoç’un öncülüğünü yaptığı ‘‘Diriliş’’ adlı dergide çeşitli şiirlerini yayımladı. Daha sonra Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayımladıkları “Edebiyat’’ dergisinde yazdı. Şiirleri yayımlanmaya başladıktan kısa süre sonra edebiyat çevrelerinde şair-i maderzat, yani doğuştan şair unvanı ile anıldı. 

Takvim yaprakları 1976 senesinin Aralık ayını gösterdiğinde, arkadaşlarıyla beraber “Mavera” dergisini okuyucularıyla buluşturdu. Burada; şiir, hikâye, senaryo çalışmaları ve “Okuyucularla’’ ismini verdiğini köşesini yayımlamaya başladı. 

Dergi ve gazeteciğinin yanı sıra değişik zaman dilimlerinde ilkokul öğretmenliği, Almanca öğretmenliği ve TRT Genel Müdürlüğünde mütercim sekreter olarak görev yaptı. Şairin “İşaret Çocukları’’, “Yedi Güzel Adam’’, “Menziller’’, “Korku ve Yakarış’’ isimli şiir kitapları, “Savaş Ritimleri’’ adlı romanı, “Yaşamak’’ adındaki günlüğü, tiyatro, deneme, hikâye ve masalları vardır.  

Cahit Zarifoğlu, Arvasiler’den, Seyyid Kasım Arvasi'nin kızı Berat Hanım'la evlenerek bu evlilikten üç kız, bir erkek evlat sahibi oldu. Nikâh şahitliğini çok sevdiği hocası Necip Fazıl Kısakürek yaptı. 

Çocuklarla inanılmaz derece iyi anlaşan şair, bir anlamda çocuk kalan yanını ortaya çıkarmaya çalışıyordu. Çocuklara hediye olarak birçok masal kitabı yazan şair, sadece kendi çocukların değil tüm çocukların sevgilisiydi. Öyle ki, Erdem Beyazıt bu durumla ilgili “Bizim çocuklarımız bizden çok ona yakındı.” diyecekti. Döneminde büyük yankı uyandırarak, 1985 yılında çocuk edebiyatı dalında, Yazarlar Birliği ödülünü kazandı. 

Sözlerini suskunluğunda saklayıp mısralarında konuşmayı seven Zarifoğlu;  27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül Askeri Müdahalelerine tanık olsa da dönemin şairlerinin ideolojik şiirler yazma çabasının tam aksine, daha ilk şiirlerine kendi sesini ekledi. 1982 de Suriye'nin Hama kentinde yaklaşık 40 bin Müslüman'ın ölümüyle sonuçlanan katliamın ardından, şiirinin yönünü insanlığın acılarına çevirerek kendi acılarının yanında koca bir insanlığın kanayan yarasını da ekledi. 

Pankreas kanseri olan Zarifoğlu, bir gün ölümün yaklaşmasının verdiği hüzünle ona refakat eden Erdem Beyazıt’ın elini tuturak, “Erdem” der, “Kırlarda çiçekler artık bensiz açacak.” Ve tüm tabiat 7 Haziran 1987 günü büyük bir kedere boğuldu. Çünkü artık kırlarda çiçekler Cahitsiz açacaktı… 

Mezarı Beylerbeyi'ndeki Küplüce mezarlığındadır. 2003 yılından bu yana Şiir ve Edebiyat Girişimi tarafından her yıl ölüm yıl dönümüne yakın tarihlerde Cahit Zarifoğlu ödülü verilmektedir. Mekânı cennet olsun.

 

ZOR ANLAYAN OKUYUCULAR

Zarifoğlu, edebiyat hayatının büyük bir bölümünde, anlaşılmaz ve kapalı şiirler yazdığı yönünde eleştirilere maruz kalmıştır. Edebiyatçı Mehmet Nuri Yardım da Zarifoğlu’nun tek romanı olan “Savaş Ritimleri”nin yayımlanmasının ardından, kendisi ile yapmış olduğu röportajda ona yönelttiği: “Genellikle zor, anlaşılır şiirler yazıyorsunuz. Amacınız nedir?” sorusuna, verilebilecek en güzel cevabı almıştır.

Zarifoğlu: “Şu da sorulabilir, ‘Acaba zor anlaşılır şiirler mi var, yoksa zor anlayan şiir okuyucuları mı?’ Doğrusunu isterseniz bu tartışmaya hiç heves duymuyorum.’’

ARİSTO CAHİT

Cahit, çevresine nazaran fazlasıyla sakin ve durağan bir çocukluk geçirdi. Bunun başlıca sebeplerinden biri, babasının başka bir kadınla evlenerek onlardan ayrı yaşamasıydı. Kendi içinde sürekli insanlardan kaçış ve düşünceleriyle baş başa kalma isteği yaşayan Cahit’in, bir bilge gibi sürekli sakin ve suskun olması bir süre sonra dostlarının onu “Aristo” olarak çağırmaya başlamasına neden oldu. Cahit artık “Aristo Cahit” olarak anılmaya başladı.

 

KOPAN DÜĞMELER VE YEMEK BECERİSİ

İnsanlara muhtaç kalmak, onun için için muazzam bir korkunçluktaydı. Bu sebeple her işini kendisi görmeye çalışır ve yalnız kalan annesine yük olmamak için kopan düğmelerini kendi diker, en güzel yemekleri yine kendisi yapardı.

 

GÜREŞ MERAKI

Kendi içinde birçok hissiyata ev sahipliği yapan şair, güreşe de ayrı bir saygı ve sevgi duyuyordu.  Bir güreş buluşmasında oradaki arkadaşları arasında en güçlü ve kalıplı olan Halil’le eşleşmişti. Rasim, Alâeddin ve Erdem, hepsi Halil’in Cahit’i ilk hamlede tuş edeceğini düşünüyordu. Ancak soyadı gibi zarif olan şair incelikli bir teknikle Halil’in sırtını yere getirmişti. Ve yıllar sonra bu hikâyeyi anlatan Alâeddin Özdenören “Cahit, şiir gibi güreş tutardı.” diyerek Zarifoğlu’nu güreş konusunda bir kez daha onurlandırdı.

 

PİLOTLUK SEVDASI VE TÜKENEN UMUTLAR

Cahit, çocukluğundan itibaren, her gün gördüğü o kuşlar gibi gökyüzünde süzülmek, kanatlarını bulutlarda gezdirebilmek, sonsuz mavilikte kaybolmak istiyordu. Göğün eşsiz cazibesi onu Maraş’tan kaçmaya zorladı ve Cahit, lise ikinci sınıfta ötesini düşünmeden bavulunu eline alarak Eskişehir’e doğru yol aldı. En büyük hayali olan “pilotluk” gayesine ulaşmak istiyordu. 

O dönemler Türk Kuşu Derneği, başvuran adaylar arasından yetenekli olanları seçiyor ve ücret talep etmeden uçuş kursu veriyordu. Eğitimlerini son derece başarılı bir şekilde tamamlayan şair, son bir sağlık kontrolüne girdi. Fakat bu kontrol, uçuş kariyerinin de sonu oldu. Kontrolde Cahit’in gözünde ve kulağında rahatsızlık olduğu, bu yüzden de uçak kullanmak için gerekli olan belgeyi alamayacağı anlaşıldı. Böylece hayalleri suya düştü ve bulutlarla dans ettirmek istediği kanatları kırıldı.

EDEBİYAT DERSİNDEN KALAN BÜYÜK ŞAİR

Hayal kırıklığıyla sonuçlanan uçuş serüveni, birçok sorunu da beraberinde getirmişti. Okuldan kaçış, sınıf tekrarını da zorunlu kılmış; Zarifoğlu’nun tam üç yılı böylelikle buhar olup gitmişti. Cahit, arkadaşlarından üç yıl sonra liseden mezun olabilmiş ve ne ilginçtir bu süreçte edebiyat dersinden tekrara düşmüştü. Böylece, ileride edebiyat kitaplarında boy gösterecek olan şair, edebiyat dersinden sınıfta kalmıştı. Böylelikle belki de bir ilk, tarihin tozlu raflarında yerini alacaktı.

OTOSTOP ÇEKEREK AVRUPA GEZİSİ

Lisenin bitimiyle birlikte İstanbul’a gelerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne yazıldı. Liseyi 3 senede bitiren Cahit, yine uslu durmadı. Öyle ki, üniversiteyi tam on yılda bitirebildi ve böylelikle on yıl sonra diplomasına kavuştu. Üniversite onun için oldukça sıra dışı ve dingin bir süreç oldu. Yazın evine dönmeyen şair, bir kayıkçının yanında ücretsiz çalışarak kendini sonsuz maviliklere bıraktı. Bir başka yaz tatilinde ise otostopla Avrupa’yı gezdi.

YEDİ GÜZEL ADAMIN ARTİSTİ

Zarifoğlu dostlarıyla birlikte bir gün, Üstad Necip Fazıl’ın evinde, sohbet meclisindedir. Oradaki herkes tüm dikkatiyle üstadı dinlerken, yerinde duramayan Cahit ayağa kalkarak, evin içinde dolaşmaya başlar. Necip Fazıl’ın kitaplığına bakan, plaklarını karıştıran şair, “Aristo”dan sonra ikinci lakabını Necip Fazıl’ın nüktedan sözleriyle almıştır. Cahit’in evin içinde dolaştığını ve kitapları karıştırdığını gören Necip Fazıl ona şunları söyledi: “Yahu burada muhteşem bir konser varken sen notalarla meşgulsün artist.”

“Artist” söylemi Nuri Pakdil tarafından da daha sonra tekrar dile getirildi. Nuri Pakdil: “Yedi güzel adam içerisinde en artist mizaçlı kişi Cahit Zarifoğlu’ydu.” demiştir.

SOBADA KÜL OLAN İLK ŞİİR KİTABI

Cahit Zarifoğlu, içindeki “zarif’’ dünyasını sayfalara döker ve ilk şiir kitabı olan İşaret Çocukları’nı baskıya yollar. Ancak bu kitap ekonomik anlamda onun çöküşü olacaktır. Tüm parasını “İşaret Çocukları’’ için harcayan şair, maalesef bu meyvenin tadına bakamaz. Zira çok az kısmını dağıtabildiği kitabının büyük bir kısmını, aracı olan bir arkadaşının dayısının yazıhanesine bırakmıştır. Emaneten bıraktığı kitapları birkaç ay boyunca almayan şair, bir süre sonra kitaplarının işgüzar dayı tarafından ısınmak için yakıldığını öğrenir. Genç şairin tüm sanatı bir sobanın içinde küle dönüşmüştür.

ÜSTAT NECİP FAZIL, DÜNYA EVİNE SOKAR

İçinde sürekli yalnızlığı ve kimsesizliği taşıyan şair, Necip Fazıl’ın isteği ile bu yalnızlıktan kopar ve hayatı böylelikle bambaşka bir seyre giyer. Üstat ona münasip bir eş bulmuştur. Bu eş, üstadın hocası Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin soyundan Berat Hanım’dır. Necip Fazıl’la birlikte Van’a boş bir kalple giden Cahit, bu yolculuktan dolu bir kalple dönecek; kıyılacak nikâhta Cahit’in şahidi Necip Fazıl olacaktır.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDE GÖRÜLEN RÜYA

Hastalığı gittikçe ilerleyen şair, acılar içinde uyumakta olduğu yataktan aniden uyanır ve ona refakat eden Rasim Özdenören’e: “Rasim” der, “Bir rüya gördüm. Necip Fazıl, bana ‘Yirmi beş yıl sonra burada buluşacağız’ dedi.” Cahit yanlış duymuştur rüyasındaki zamanı. Rasim Özdenören’in anlattığına göre yirmi beş yıl sonra değil, yaklaşık yirmi beş gün sonra vefat eder şair. Allah-ü Tealâ ona bir mesaj vermiştir üstat kabul ettiği kişinin vasıtasıyla… 

 

KAYNAKÇA

-Cahit Zarifoğlu, Yaşamak, Beyan Yayınevi, İstanbul.

-Cahit Zarifoğlu, Bir Değirmendir Bu Dünya, Beyan Yayınevi, İstanbul.

-Mehmet Nuri Yardım, Türk Şiirinden Portreler, Burak Yayınevi, İstanbul.

-Yeni Rehber Ansiklopedisi, İhlas Basımevi, İstanbul.

-Cahit Zarifoğlu temalı 4 farklı belgesel.

Takip et

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • Beyaz Instagram Simge
  • LinkedIn - Beyaz Çember

Ziyaretçi Sayısı