Türk Şiirinin Beyaz Kartalı BAHAETTİN KARAKOÇ

O, nice gönül kapısını şiir anahtarı ile aralamış, sıcacık kalemi ile açılmadık sohbet kapısı bırakmamış, ölümsüz şiirlerinde yaşam bulan okuyuculara sahip olmuş bir gönül adamı… 

Yüreğindeki samimiyet ve sıcaklığı, köprü vazifesi gören eserleri ile tüm insanlığın gönlüne dokunmuş bir muhabbet adamı...

Türk şiirine; kişiliği, üslubu ve sesi ile damga vurmuş, yaşayan bir çınarın hayat hikâyesi…

GÖNÜLLERE KÖK SALMIŞ YAŞAYAN BİR ÇINAR

      ‘’ Şairlik, her şeyden önce kendin olmaktır. ‘’ diyerek sanat hayatında bunu düstur edinmiş olan Karakoç, duygularını kâğıtlara karaladığı hiçbir vakit kendi sesinden ayrılmamış, yazın hayatı boyunca özgün kalmıştır. Bu özelliği onu diğer birçok şairden farklı kılmış, bu sebeple yaşarken ölenlerden olmamış ve okuyucusunun gönlünde daima yer bulmuştur. 

      O, Fatma anasının ilk, Türk şiirinin de hasret kaldığı şairine kavuştuğu çocuk olarak 1930 senesinde, birçok güzel adama ev sahipliği yaparak şairler şehri olarak anılmakla şereflenmiş Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü kasabasında dünyaya gözlerini açtı. 

     Anıldığı üzere yangını yüreğinden, dumanı başından, zikri de yüreğinden hiç eksik olmayan şiirimizin seksen beşlik fatihi Bahaeddin Karakoç, babadan dedeye kadar şair olmakla nasiplenmiş bir ailenin ilk çocuğu, şiirleriyle gönüllere uzanmış, dillerde de taht kurmuş olan merhum şairimiz Abdurrahim Karakoç’un ağabeyidir.

     Karakoç, çocukluğunun önemli bir kısmını ilkokulunu tamamladığı köyünde geçirmiş, bu süreçte doğayla da sıkı bir dostluk kurarak ilerideki eserlerinin altyapısını kendisinden habersiz bir şekilde oluşturmuştur.  O senelerde çevresindeki çocuklara nazaran bilgiye çok daha meraklı ve tam bir kitap kurdu olan Karakoç, küçük yaşlarda ailesinin de içinde bulunduğu ortamdan olacak ki oyuncaklarla değil; kitap, dergi ve şiirlerle iç içe büyümüştür.

    İlkokul sıralarında Osmanlı Türkçesine merak salmış ve çok kısa zamanda ailesinin de desteği ile merakını başarıyla taçlandırmıştır. Karakoç eski harflere olan merakı ile küçük yaşlardaki o büyük yüreğiyle, Kur’an-ı Kerim’i kâğıtlara nakış nakış dokumaya niyet etmiş ve bu niyeti nasibine düşmüştür. 

     Şiirin ne olduğunu tam olarak bilmeden şiir yazdığını dile getiren şair, çocuk yaşta olmasına rağmen duygularına öylesine tercüman olmuştur ki, çevresi bu sese duyarsız kalmamış ve ilkokul üçüncü sınıfta şiirleri yayımlanmaya

 

Kaleme aldığı ilk şiirinin bir antolojiye alınmasından cesaretle, Behçet Kemal Çağlar’ın “Yurt’’ dergisine şiirini göndermiş, şiirinin yayımlanmasıyla birlikte yetmiş üç senelik sanat macerası da böylelikle başlamıştır. Şiir yayımlanıp Nihat Sami Banarlı’nın kendisi için “Zengin bir hayal dünyanız var. Şiiri iyi biliyorsunuz. Devam ederseniz iyi bir şair olursunuz.’’ eleştirisini okuyunca şiiri kendine ayna etme isteği içinde daha da büyümüştür.

     İlkokulu doğduğu köyde bitiren Karakoç, ortaokul eğitimini ise Adana Düziçi Köy Enstitüsünde tamamladı. Buradaki eğitimini de tamamlayan şair, Hasanoğlan Köy Enstitüsünün sağlık bölümünden mezun olmuştur. Mezuniyetinin ardından askerliğini yedek subay olarak İstanbul’da yaptı. 29 Ağustos 1944 tarihinde memurluğa atandı. Kahramanmaraş’taki sağlık kuruluşlarında otuz iki sene, sekiz ay sağlık memuru olarak çalıştıktan sonra kendi isteğiyle emekli oldu. 

     1960’lara kadar yazarak çeşitli dergilerde yayımlanan şiirlerinin hiçbirini kitaplarına almadı. Karakoç’un sanat yaşamının 1973’te yayımlanan “Seyran’’ adlı kitabının kaleme alınmasıyla başladığı belirtilir. Şair Bahaettin Karakoç; dördü kız, beşi erkek olmak üzere toplam dokuz çocuk babasıdır.

DOLUNAYLI SENELER

     Karakoç Türk şiirini ayağa kaldırmak, yeni bir ses getirmek, genç şairleri edebiyatımıza kazandırmak amacı ile şairler şehri olan Kahramanmaraş’ta 1986 senesinde arkadaşları ile beraber öncüsü olduğu “Dolunay’’ dergisini edebiyat dünyası ile buluşturdu. 

     Dergi, Türkiye’nin dört bir yanına dağılarak kısa sürede büyük yankı uyandırdı. Daha sonra ne yazık ki maddi imkânsızlıklar, 37. istasyonunda dergiye yolun sonunu gösterdi. 

     Dergi kapatılsa da ömrünü adadığı şiir davasından vazgeçmeyen Bahaettin Karakoç,  bir süre sonra kolları tekrar sıvayarak şiirdeki idealine ve insanlara ulaşmak, şiiri hasretle özlenen günlerine kavuşturmak amacı ile birçok şair ve yazarın da katılımıyla halen düzenlenmekte olan Geleneksel Dolunay Şiir Şöleni’ni aralıksız yürüttü. Tepelerden düşmeyen şiir anlayışı ve ak saçlarıyla “Türk şiirinin Beyaz Kartalı” olarak anılan Karakoç, böylece Türk şiirine olan hizmetinden hiçbir zaman geri kalmamıştır.

ŞİİR KOKAN SAYISIZ BAŞARI

            Karakoç’un, eserleri ile okuyucularının gönlüne dokunabilmiş bir muhabbet adamı olması, birçok başarıyı da beraberinde getirmiştir. Seksen altı senelik yaşamında sayısız başarılara imza atan şairin en önemli ödülleri arasında 1983 senesinde KASD (Kayseri Sanatçılar Derneği) tarafından yılın şairi seçilmesi, 1986 yılında “Bir Çift Beyaz Kartal”adlı kitabıyla şiir dalında Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü alması ve 1991 yılında Diyanet Vakfı tarafından düzenlenen münacaat yarışmasında “Beyaz Dilekçe” isimli şiiriyle birincilik kazanması sayılabilir. Şair ayrıca 1997’de Malatya Büyükşehir Belediyesinin açmış olduğu “Malatya” konulu şiir yarışmasında birincilik ödülünü almıştır. Ödüllerinin yanı sıra şiirleri hakkında incelemeler ve üniversitede tezler hazırlanmıştır.

 

ŞİİR ŞEYHİ DİL KUYUMCUSU

    “Yazdığım şiir miydi, değil miydi; onu bilmezdim.” derken Karakoç bu cümlesini bitirmeden eklerdi: ‘’Babam hep kulaklarımıza şiir damıtırdı, hep şiir okurdu.’’ Kulağına okunan ismi gibi babasının da kulağına damıttığı şiirler ona tekrardan bir isim vermiş, ömür boyu kalıcı olacak ‘’şair’’ unvanına kapı açmış ve o kapı hiç kapanmamıştır.

     Şiir şeyhi, dil kuyumcusu Karakoç, şiirlerine sınır çizmez, kalemine zaman belirlemez ve mürekkebini hiçbir zaman kurutmaz. “Takvim sorup hudut çizdirme bana” dizesi hudutsuzluğunu sezdirir bize.

     Karakoç, fani dünyayı “süslü otağ’’ diye tanımlarken bu otağda yani geçici dünyada mihmanı olmadığını söyler kimi şiirlerinde. Ona göre kendisi fırtınalı bir ömrün kıyısına yaklaşmıştır, huzuru firardadır ve artık o huzuru bulmaya gümanı yoktur.

     O, kendisine üstad bellediği Karacaoğlan gibi, kendini ve şiirlerini sevgiye, sevgiliye ve gönül adamlığına adayarak her harfine sevgi kokusu sıkmıştır.

“Sevgilim, bütün varım

Adına ipotekli,

Karakoç der, gaflette geçecek zamanım yok.”

     Karakoç, bu dizelerde söylediği gibi; kendisinden sonra gelecek şairlerin sözlerini tamamlayan ve sonraya aşkın bütün hallerini bir bir hatırlatan büyük aşk adamı…

     Ne edebiyat ne şiir eksik kalırdı Karakoç’tan, ne de Karakoç edebiyattan! 

Üstada selam ve saygılarla…

 

ESERLERİ

Mevsimler ve Ötesi (1962)

Seyran (1973)

Sevgi Turnaları (1975)

Ay Şafağı Çok Çiçek (1983) 

Kar Sesi (1983)

Zaman Bir Beyaz Türküdür (1984)

İlkyazda (1984)

Bir Çift Beyaz Kartal (1986)

Menzil (1991)

Uzaklara Türkü (1991)

Güneşe Uçmak İstiyorum (1993)

Şiir Burcunda Çocuk (Antoloji- H. ÖZBAY ve M. TATÇI ile beraber–( 1993) 

Beyaz Dilekçe (1995) 

Güneşten Öte (1995)

Dolunay Şiir Güldestesi (1996) 

Leyl ü Nehar Aşk (1997)

Aşk Mektupları (1999)

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman (2001 )

Ay Işığında Serenatlar (2001) 

Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri (2004)

Takip et

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean
  • Beyaz Instagram Simge
  • LinkedIn - Beyaz Çember

Ziyaretçi Sayısı